Tekke ve Dergah dediğimizde Zikir, İlim ve İrfan gelir ilk olarak aklımıza. Aynı zamanda gariplerin ve açların doyduğu, misafirlerin ikram gördüğü Halil İbrahim Sofralarını hatırlarız. Tekke kültüründe yemeğin önemli bir yeri vardır. Kitaplardan Tekke kültürü hakkında malumat almış ve ilk defa bir dergaha gitmiş birisi orada Tesbih, Takke, Kitap, Misvak ve Koku satılmasını garipsemez . Dergahın bir kapısının süpermarkete açıldığını görünce ilk şokunu yaşar. Döner, Tost ve her türlü içeceğin satıldığınıda fark edince yanlışlıkla bir lokantaya geldiğini zanneder.
Bizim dergahta böyle olmaz diyenleri duyar gibiyim. Bir Gün Dergaha zıyafet için çağrıldım. Mangal var dediler, bende açkarnına gittim dergaha. Sunulan yarı çiğ tavuk ve hayatımda yediğim, daha doğrusu zorla yuttuğum en iğrenç sosilere sinirlenirken, arkadan bizleri davet eden Vekil bey, dergahımıza katkı olsun diyerek para toplamaya başladı. Hiç memnun kalmamama rağmen bende verdim bir şeyler. Böyle seviyesiz ve absürd bir hareket hangi kültürde olabilir. Sen hiç mi edeb erkan görmedin? Madem para isteyeceksin o zaman sattığın mal bir şeye benzesin.
Tarikat tenkidi
Tarikatları tenkid edenleri bir tasnife tabi tutmak istersek şu tür bir sınıflandırmaya gidebiliriz:
Selefi/Vehhabiler. Bunlara karşı pek söyliyecek bir şey yok çünkü Ehli Sünnet çizgisindeki Eşari ve Maturidileri dahi ehli bidat olarak görüyorlar. İtikadi meselelerde bir çok arızaları olan bu grub evvel emirde Ehli sünnet itikadını kabul etmeledirler. Tasavvuf mevzu bahis olamaz.
Modernistler. İslamı kabullenmekten çok inkar etmek ile meşkul olan bu nasipsizlerin Tasavvuf ve tarikat hakkında müspet bir şey söylemesi elbette düşünülemez.
Siyasal islamcılar. İlk başta İslami hakim klılmak veya en azından gayri islami rejimlerin içinde müslümanların hakkını savunmak için yola çıkan bu sözde iyi niyetli kardeşlerimiz, zamanla nereden geldiklerini unuttular. En byük destikçileri ve hatta kurucu akıl babaları olan tarikat ehlini tahakküm altına almaya çalıştılar. Zamanla aralarına her türlü bidatçı ve fasık girdi. Araç bir zaman sonra amaç haline geldi.
Tarikatları en çok tenkid eden bu üç grup kanatimce. Elbette listeyi uzatmak mümkün ama diğer münekkidler az çok yukarıda yazmış olduğumuz grupların söylemlerini tekrar ediyor.
Akla şöyle bir soru gelebilir ” Tarikatlar tenkid edilemezmi ? , Şeyhler layüselmidir ?
El cevab: ” ELBETTE HAYIR” . Tasnif ettiğim grupların tenkidlerini tekrarlamayı gereksiz bulduğum için burada biz asıl mevzuya giriş yapacağız. Eğer Tarikatları birileri tenkid edecekse bu yine Tarikat ehli olmalı. Yani içeriden bir bakışla tenkid. İnkarsız ve düşmanca değil.
Bir Müslüman manevi hayatında ilerlemek, amellerini çoğaltmak, günahları terk etmek ve bu sayede Allah’ın rızasına ulaşmak için bir tarikata intisap eder genellikle. Alim veya cahil her tabakadan insanın manevi terbiyeye ihtiyacı vardır.
Tarikatın asıl gayesi iyi insan yetiştirmektir. Burada bize yol gösteren Peygamber efendimiz ( Aleyhisselam) , Sahabe,Tabiin,Tebei tabiin ve onların izinde giden Ulemadır. Sınırlarımız belli olduğuna göre hareket alanıda bellidir. Eski zamandaki tarikatlar hakkında söz etmiyeceğim. Ben günümüzde şahit olduğum vakalara değineceğim. Daha çncede belirttiğim gibi kimseye reddiye yapma çabasında değilim. Yazdıklarım tenkide açıktır . Kim bir yanlışımı düzeltirse ona teşekkür eder duacı olurum. Bu satırları okuyan hoca efendilerin cevaplarını bekliyorum. En kötü ihtimal yanlış bildiklerimi düzeltmiş olurum. Şimdi gelelim tenkid edilmesi gereken hususlara. Daha öncesinde şunu belirtmemde mevzunun daha iyi anlaşılması ve tenkidin kime gittiğinin belli olması için fayda olduğunu düşünüyorum. Tarih boyunca özellikle Ehli Beyt’ten olan büyüm alimlerin ve İmamların etrafında bir politbüro oluşumu gözlenirdi. Bunların işi gücü o Salih insanların Sözlerini çarpıtarak aktarmalarıydı. İmamımız aslında şunu kast etti, Şeyhimiz bunu demek istemedi gibi manüpülasyonlarla kendi arzu ettikleri istikamette insanları yönlendirmeye çalışıyorlardı. Günümüzdede bu tür Şartlatanlar fazlasıyla Şeyh efendilerin yakınlarında görünüyorlar. Hatta en yakınlarında.
Layüseller
Sofilere,Şeyhlerde insandır hata yapabilir deseniz size hak vereceklerdir. Lakin bu, hakikatte diğer bütün Şeyhler için geçerlidir. Kendi Şeyhi ise her an Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber oldğu için her söylediği ve yaptığı Rasulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) izni ve emri iledir. İsmet sıfatı Peygamberlere hastır ve diğer insanların her türlü hataya düşmeleri mümkündür. Hal böyle iken Şeyhini hatasız görmek Ehli Sünnet inancına uygunmudur ?
Himmet , yetiş
Her şeyi Allah’ tan Celle celaluhu istememiz gerekirken bozuk plak gibi himmet Şeyhim mantrasını tekrarlamanın ne manası var ? Allah dilerse Şeyhe benim himmet isteğimi duyurur derseler, evet bu mümkün lakin belli değil. Bu hususta yanlış bir itikata sahip değilim. Evliyanın çok tasarrufu vardır ve Allah Celle celaluhu kalblerini hikmet ile doldurmuştur. Kerametlerine şahit olduğum için inkar etmem mümkün değil zaten. Elbette bu manevi bağın bir hakikati var ama bugün sofilerce uygulan olayın bu manevi bağ ile alakası olmadığı aşikar.
Karizma
Abartılı yüceltme ve sevgi sözleri ile bezenmiş müzik kalitesi düşük ilahiler eşliğinde şeyhin etrafında korumaları ve arkasında bir sürü mürid ile bir yerden bir yere gittiği videoları sizde elbette görmüşsünüzdür. Şeyhin karizma derecesini yükseltme amacı ile yapılan bu başarısız kompozisyonlardan artık gına geldi. Şeyhin’in Gavs, Kutbul aktab ve müceddid olduğunu devamlı tekrar etmekten başka mativasyonu yokmu bu insanların? Müridin kendisi için böyle inanmasında fayda olabilir ama bunu zorla cümle aleme kabul ettirmeğe çalışmak tasavvufi edebe ne kadar uyuyor? Bu tür hareketleri ilk başta Şeyh efendilerin engellemeleri gerekmezmi ?
Biz bir numarayız
Özellikle müntesip ve muhibban sayısının yüksek olduğu Tarikatların müridlerinde görülen kibir çok garip. Kendi Şeyhlerinin en büyük olması yetmiyormuş gibi, her hususta birinciler. Diğer Şeyhler ve müntesiplerine üstten bakar ve onları istemiyerek kabul ederler aslında. Bir mürşidin yüzbinlerce sofisi yoksa o Şeyh pekte makbul değildir bu zavallılar katında. Bu güruha göre mühim olan keyfiyet değil keymiyettir. Kendi Tarikatlerini Nuh’un ( Aleyhisselam) gemisi gibi gördüklerinden olsa gerek, o gemide yer almayanıda en azından nasipsiz addetmek yanılgısına düşerler. Halbuki ”Onlar bizim abimiz olsun” demeleri gerekmezmiydi ?
Ehli tarik olanın düsturu ”Herkes yahşi ben yaman, herkes buğday ben saman” değilmiydi ?
Köpekliğe razı olmakmı yoksa hizmet ve hürmetmi
Sen nereye bağlısın diye sorar sofilere birbirine. Bana sorulsa ” Köpek olmaıdığım için hiç bir yere bağlı değilim” diyesim geliyor. Elbette bu sual ile hangi şeyhe intasıblısın diye sormak istediklerinin farkındayım aslında. Yinede bu bağlı olmak tabirinin bilinçaltında sanki bir köpeklik var gibi geliyor. En azından bu minvaldeki sözleri sofilerden çok kez duydum. Kendini Şeyhin kölesi olarak gören sofilere çok rastlanıyor. Aslında amaç Allah’a kul köle olmak değilmiydi? Kıyamda el bağlar gibi Şeyhin huzurunda durmayı Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) tasvib edermiydi ?
Boyun eymiş iki büklüm duran Sofiler böyle zelil olmak yerine, Müslümanca dimdik durup aziz olmayı tercih etmeleri lazım gelmezmiydi? Alimlere ve Evliyaya en güzel şekilde hürmet edceğiz. Onların meclislerinde saygı ile oturacağız. Bütün dikkatimizi onların ağızından çıkacak sözlere vereceğiz. Ama Vakarımızı kaybetmeden karşımızda en nihayetinde bir insan olduğunu unutmadan.
Eski Türk filimlerinde fakir mahallesine bir Otomobil geldiğinde çocukların o arabanın arkasında koşuştukları gibi koskoca adamların Şeyhin arabasının arkasında ezilme pahasına olsada koştuklarını görmek trajikomik bir sahne değilmi sizce ?
Bu yazılanlardan hizmet ve hürmeti küçük gördüğüm anlaşılmasın. Bilakis hizmet ve özellikle bedeni hizmet bana huzur veriyor ve imkan oldukça zevkle yapıyorum. Salihlere ve Alimlere Hizmet etmenin en büyük bir nimet olduğunu hangi gafil inkar edebilir? Fakat hizmet dedidiğimizde farklı şeyleri kast ediyor olabiliriz. Bir Rabbani alimin evinin önünü süpürürüm, Bir Şeyh efendinin şoförlüğünü yaparım, dergahın tuvaletlerini hiç tiksinmeden temizlerim. Ama Hizmet anlayışımda Şeyhe sadece kan bağı olduğu için herhangi bir şahsın işinde bedava çalışmak, onun ticaretine zoraki müşteri olmak yok.
Yiyenmi yedirenmi?
Müellif: M.Ü.

Yorum bırakın